Güvenli Bağlanma Sadece Annenin Görevi Değildir

Bağlanma kuramı üzerine notlarımı toparlamak istiyordum. Fakat  sosyal medyada aşırı tepki çeken bir uzmanın açıklamalarını görünce, ilk iş çok yanlış yorumlanan bu kuramı en doğru şekilde anlatma ihtiyacı hissettim.

Bebek dünyaya geldiğinde aradığı ilk şey GÜVENdir. İçinde yaşadığı annenin bedeninden çıkınca son derece savunmasız ve çaresiz olduğunu iç güdüsel olarak bilen bebek, güvenebileceği bir yetişkine muhtaçtır ve bu anlamda ilk akla gelen yetişkin annedir.

Bebek; –duyuları anne karnında geliştiği için– anne sesini tanır, kokusunu bilir, emme ve dokunma yoluyla varlığını çok net kavrar. Görme yetisi geliştikçe ilk tanıdığı yüz anne yüzüdür. Bununla ilgili detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Ancak yapılan araştırmalar bebeğin tek yetişkin odaklı olmadığını gösteriyor. Örneğin; Rusya’ da yapılan bir araştırmada, bebeğin anne karnında annesinin ve babasının sesini çok iyi ayırt ettiğini, babasını annesi kadar iyi tanıdığını gösteriyor. Aynı şekilde ana dilini diğer dillerden anne karnında ayırt ettiğini ve farklı dilleri çok iyi algıladığını gösteren pek çok bilimsel kanıt mevcut.

Nöroloji alanında yapılan çalışmalar, insan yavrusunun genetik aktarımlı bir sistem yığını olmadığını, çevre yoluyla gelişiminin daha etkili olduğunu gösteriyor. Yani; ortam herşeydir. Bir bebek anne karnında az uyarana maruz kaldıysa, az kod sistemi geliştiriyor. Annesini çok iyi tanıyor ama baba ile az ilişki kurmuşsa babaya daha az tepki veriyor. Anne ve babasını doğar doğmaz sesinden tanıyan, dönüp “seni tanıyorum” bakışı atan yeni doğanlara birebir tanık olmuş veya fotoğraf ve videolarına denk gelmişsinizdir. Daha detaylı bilgi için National Geographic’ in bu videosunu mutlaka izleyiniz.

Şimdi asıl konu burada başlıyor.

Bebek sadece annenin midir?

Yeni doğanın hayatta kalabilmesi için anneye çok ihtiyacı vardır ama aile kavramını nereye koyacağız? İnsan denilen varlık, doğadaki diğer varlıklardan daha gelişkin bir yapıya sahip. En azından nörobiyolojik olarak. Doğduğu anda en az 2 yetişkini tanıyan ve ayırt eden insan evladına bakım vermek, yine nörobiyolojik aile olarak, ailenin görevidir. Filler ve yunuslar gelişmiş bir yapıya sahip ve bebek doğduğu andan itibaren hepberaber yaşamaya başlıyorlar.

Kadın bebeğini sadece kendisi için dünyaya getirmez. Eğer öyle olsaydı hepimiz anaerkil amazon topluluklarında yetişmeliydik.  Anne, bebeğin bakımı, hayatta kalması, aidiyet duygusunu yaşaması, hayata tutunması  için erkekten, diğer büyük ebeveynlerden hatta daha önce dünyaya getirdiği yavrularından yakınlık bekler.

Annenin sütünün azalması ve doğum sonrası depresyon annenin doğumdan sonra yaşadığı fiziksel ve duygusal trafik yoğunluğunun bir getirisidir. Burada bebek annenindir diyerek kesip atmak, yeni doğan bebeğin duygusal ihmale uğraması demektir.

Burada ebeveyniyle yeterince duygusal bağ kurmuş ve kuramamış bir 2 beynin MR sonuçlarını görmektesiniz. Soldaki sağlıklı beyin, sağdaki ise ihmal ve istismara duygusal yönden uğramış bir beyin. Sağdaki beyin duyguların oluşumu, duygusal kimlik gelişimi, duyguları denetleme, kendisinin ve karşısındakinin davranışlarını kestirebilme konusunda oldukça yetersiz kalacak şekilde hasar görmüş. Neden; çünkü 0-2 yaş döneminde ebeveynleriyle zengin bağ kuramadığı için. Burada yine bebek bakımı anneye aittir deyip kesip atmak bilimsel açıdan doğru değil.

Bebek ve çocukların özellikle ilk 3 yıl anne, baba ile kuracağı duyu ve temas odaklı yakın ilişki çocuğun beynini geleceğe hazırlıyor. Babayla 2 veya 3 yaşından sonra kurulan yakın ilişkiyi özendirmek, duygusal ihmal ve istismarın körüklenmesine destek olmaktan başka hiçbir şey değildir.

  • İlk tanınan kişinin anne olması,
  • İlk söylenen sözcüğün anne olması,
  • Memesinden süt gelmesi,

Doğurdu ve emziriyor diye bebek bakımının %100′ ünü anneye yıkacak olursak, biraz ezber bozalım.

  • 2009 yılında İsveçli baba Ragnar Benttson oğlunu emzirmek için deneysel çalışmalara başlamış ve 3 ay sonra başarmış.
  • İngiltere’ deki sivil toplum kuruluşu Father’s Direct çalışma raporunda yeryüzünün en kaliteli babalarını seçmiş: Afrikalı Aka pigmeleri. Çünkü bebeklerini herhangi bir teknolojik alet olmadan emziren babalar Afrikalı Aka pigmeleriymiş.

Bunun gibi onlarca deney, araştırma sonucu ve bilimsel bulgu paylaşabilirim. Ama sonuca bakalım. Sonuçta bu kadar bilgiyi basit bir internet araştırmasıyla herkes edinebilir. Asıl sorun ne? Asıl sorun bilgiyi nasıl yorumladığımızda yatıyor. 

Tasavvufta şöyle der; ademi bilen alemi bilir, alemi bilen ademi bilir. Burada bilmek ancak akıl ile olacağına göre, elde edilen verileri doğru okumak akl-ı selim insanin görevidir. Her gün yepyeni bilgilerle insan denilen varlığın derinlikleri keşfediliyor.  Zerrelerinin fotoğrafı çekiliyor ve bilgi yeniden anlam kazanıyor. Bunları yok sayıp, çocukları gelişimini anne-baba mümkün mertebe ortak desteklemek yerine,   zayıf bırakılmış bir düzlemde sadece annenin yükümlülüğüne bırakmak, çocukların serpilmelerini beklemek olmaz.

Bir kez daha tekrar ediyorum. İnsan güven vereceği bir ebeveyne ihtiyaç doğar ama diğer ebeveynini, kardeşini ve büyük ebeveynlerini doğar doğmaz tanıyarak hayata tutunma çabasındadır ve bu çabayı desteklemek hepsinin boynunun borcudur.

En sağlıklı çocuk anne ve babasıyla bir arada büyüyen çocuktur. Kız çocuğu ve erkek çocuklarının gelişimlerinin desteklenmesi için babayla kuracakları yakın bağ, doğumdan itibaren çok önemli yer tutar. Sayfalarca yazmaya gerek yok.

Depresyonda, kaygılı, acemi anneye “bebek bakımı sadece  senin görevin” diyerek yardım etmeyen baba bebeğin güvenli bağ kurmasını kökten zedeler.

Dengesini yitiren yorgun ve acemi bir anneyi ancak ona gerçekten yakınlık gösteren bir baba toparlayabilir. 

Anneden ve babadan yeterli biyoritmsel destek görmeyen, yeterli duygusal yakınlık görmeyen çocuklardaki huzursuzluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile dürtüsellikle karıştırılabiliyor. Haliyle yanlış teşhisten dolayı yanlış tedaviler uygulanarak çözüm üretilemiyor.

Çocuğundan uzak duran baba güvensiz bağlanmayı tetikler.

Çocuğunun bakımıyla ilgilenmeyen, kucaklamayan, doyurmayan, konuşmayan, koklaşmayan babanın vereceği alt mesaj şudur: “bana güvenme“. Annesiyle güvenli bağlanmayı gerçekleştirmiş olması çocuğun ruh sağlığı için yeterli değildir. Babayla da aynı güvenli bağlanmayı gerçekleştirmiş olması gerekir. Bu nedenle Adem hocanın bahsettiği 2 yaş ve sonrası oldukça geç bir döneme denk geliyor.

Ayrıca, bilimsel verileri gelenek ve göreneklere göre yorumlamanın çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Hayal kırıklıkları, öfke, olumsuz yaşantıları tolere etme becerimizin gelişmesi için ebeveynlerimize hatta büyükanne, büyükbaba gibi ebeveynlere ihtiyaç duyuyoruz.

 

Güvenli bağlanma olmadığında:

  • Anneden ayrılmada güçlük çekme,
  • Yaşıtlarıyla iletişim kurma zorlukları,
  • Yoğun öfke nöbetleri,
  • Agresyon,
  • Isırma,
  • Sakinleşememe,
  • Aşırı utangaçlık,
  • Kendini ifade edememe,
  • Önemli dönemlerde gerileme, regresyon
  • Beklenen keşif ve merak duygusunda gerilik ve
  • Korkuya çok sık rastlıyoruz.

İnsanoğlunun iç dünyasını okuyabilmesi için doğumdan itibaren duygusal beslenmeye ihtiyacı vardır.

Duygularını tanıması için sadece annenin varlığı yetmez, babayla da yakın temas şarttır. Doğru kelimeleri bulması için sadece anneyle iletişim kurması yetmez, pek çok yetişkin ve çocukla iletişim kurması şarttır. Kim olduğunu, ne olduğunu, neye ihtiyacı olduğunu bilmesi için güvenli aile ortamı herşeyin başıdır. Bu nedenle ikinci planda kalmış baba çocuğuna zarar vermekten başka hiçbir şey göstermez.

Bugüne değin nerede sorun yaşayan bir çocuk gördüysem, pek çoğunun altından çocuğunun bakım ve ilgisine uzak duran, geri planda kalmayı seçen, pasif davranmayı seçmiş, çocuklarıyla duygusal yönden bağ kuramamış, kursa da aradaki bağı şiddetle zedelemiş bir baba modeli çıkıyor. Buna annenin koyduğu kurallara “kıyamıyorum” diyerek karşı çıkan ve kural eğitimini kökten zehirleyen babalar dahil.

Tepki çeken anne-baba rol modelleri ve ebeveynlik yolundan gidilirse; ilkokulda D.E.H.B ergenlikle öfke kontrol bozukluğu gibi pek çok soruna fon ve uzman bulmamız gerekecektir. Ayrıca ebeveynlere verilmesi gereken psiko-eğitimleri de maliyet olarak listeye ekleyelim lütfen.

Bağlanma kuramını daha iyi anlamak istiyorsanız lütfen listedeki kitapları okuyun:

Ebeveyn Kitapları:

  • Adele Faber& Elanie Mazlish, Dinle ki Konuşsun, Konuş ki Dinlesin
  • Alethe Solder, Bilinçli Bebek
  • Ayla Oktay, Yaşamın Sihirli Yılları
  • Daniel Sigel, Bütün Beyinli Çocuk 
  • Engin Gençtan, İnsan  Olmak
  • Leyla Navaro, Beni Gerçekten Duyuyor musun?
  • Mark Wolynn, Seninle Başlamadı
  • Nilüfer Devecigil, Işığın Yolu 

Son sözüm şu:  Yeni bilgileri ve bu yönde gelişen insan ilişkilerini geleneksel yapıyı korumak adına “batıl” göstermeyi son derece sağlıksız buluyorum. Baba figürüyle yaşamın ilk yıllarından itibaren gelişmiş bağ kurmayı engellemek beynin duygusal yönden tek yönlü beslenmesini sağlamaktır ve bunun diğer adı istismardır.

İnsanlar yaşadığı gibi inandığında nasıl sorun yaşarsa, uzmanlar da yaşadığı gibi demeç verdiğinde felaketler oluşuyor.

Güvenli bağlanma sadece annenin misyonuna ait değildir. Babasından bakım alan çocuklarla ilgili bilimsel çalışması olanları ayrıca açıklama yapmaya davet ederim.

 

 

 

 

 

Aylin Anne

Aylin Anne – Aylin Çalışkan
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Programları ve Öğretim bölümünü bitirdi. Mezuniyetinin ardından Devlet Planlama Teşkilatı başta olmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarında insan kaynakları stajları yaptı.

Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim bölümünden özel eğitim öğretmenliği sertifikası aldı ve bu branşta 12 yıl hizmet verdi.

2014 yılından bu yana rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanında rehber öğretmen olarak hizmet veriyor.

STK’ larda kurucu ve gönüllü olarak çalışan Aylin Çalışkan Mart 2006’da Eğitim Bilimleri Derneği’ ni kurdu. Okulların yapısı ve işleyişiyle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı’yla görüşmelerin gerçekleştiği bu dernek kapsamında etkinlikler gerçekleştirdi.

Sabah Gazetesi Kültür Sanat bölümü ve kitap eklerinde çocuk kitapları üzerine yazdı. Daha sonra Hürriyet Aile ve Hürriyet gazetesinin internet sitesinde Aylin Anne olarak anne-çocuk, eğitim ve özel eğitim üzerine yazılar yazdı.

Perşembe Anneleri isimli bir kitabı olan Aylin Çalışkan, bu kitabında özel gereksinimli 15 çocuğun annesiyle yaptığı röportajları bir araya getirmiştir.

2010 yılında çiçeği burnunda bir anneyken açtığı bloğunu herkese iyi içerik sunmak üzere revize edip tekrar yayına almıştır.

Blog, köşe, kitap yazarı, eğitimci, rehber-psikolojik danışman olarak kariyerine devam etmekte olan Aylin Çalışkan fotoğraf, yoga, astroloji ve pek çok spritüel konuyla yakından ilgilenmektedir. Bekar ve bir çocuk annesidir.

You may also like...

6 Responses

  1. brsnlbl07 dedi ki:

    Son dönemlerde okuduğum en doyurucu yazıydı.
    Ara ara dönüp okumamız gerekecek. Teşekkürler 🙏🙏

  2. Tuğba dedi ki:

    Arapça fıkıh kitaplarında babadan süt gelebileceğini okumuştum. Yazınız için teşekkürler. Bilgi ve kalite açısından doyurucu olduğunu düşünüyorum.
    Kendini bilgi olduğunu düşünen instagram anneleri sahayı okadar kalabalıklaştırıyor ki ? Oturmalarını kalkmaları
    Olay oluyor . Binlerce yorum. İnsanlar boş işleri takip etmeyi seviyorlar
    Sizin gibi kişileri okumuyorlar bile .. Ayrıca yıldız haritası ve ya doğum haritası mı deniliyor? Bize de bakabilir misiniz ?
    Kusura bakmayın uzun oldu. Sevgilerle …

    • Aylin Anne dedi ki:

      MErhaba Tuğba hanım. Bilgi ve kalite açısından güzel olduğunu düşünmeniz beni çok mutlu etti. Hayat herzaman renkli şeyleri parlatmayı sever ve biz herzaman eğlenceli şeyleri tercih ederiz. Benim gibi ağır konuları yazan birilerinin okunmaması gayet normal. Doğum haritası yorumluyorum ama eğitimimde biraz daha yol aldıktan sonra size bu konuda geri dönmek isterim. sevgiler

  3. İpek AKSOY (Psikologanne) dedi ki:

    Önerdiğiniz kitapların yanı sıra Sevgili Gelişim Psikoloğu Sinem Olcay KADEMOĞLU’nun ‘Merhaba Bebek’ adlı kitabını yalın dili ve bilimsel araştırma sonuçlarına yer vermesi sebebiyle tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir